Acılarında
Marquise De Sade'ın,
zevklerinde, aykırılıklarında...
Bağışlayıcılığında
Mevlana'nın
kabulcülüğünde,
harmanlanışında hayatla
dünyayla ve ötesiyle...
Acımasızlığında
canilerin, katillerin
yargısız infazlarında
merhametsizliklerinde oldum da,
anca buluştum kendimle...
ve tanıştım
bir sürü tanınmamış halimle....
Karıştırdım hepsini bir kapta
ve doğal kabul ettim.
itiraf ettim sevgilerimi, aşklarımı,
acımasızlıklarımı, nefretlerimi,
sapkınlıklarımı da
anca gittim bir adım ileri
bu dünyadan öteye...
Diğer bütün edepler, ahlaklar
kasıp da kendini tutmalar,
güzellemeler, yağlamalar,
dik durup, güzel giyinmeler yalan...
Vallahi gerisi yalan!..
Ömer Dalman (18.10.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
18 Ekim 2008 Cumartesi
10 Ekim 2008 Cuma
Paylaşmam lazım
Önce seni
şöyle iyice bir
sevmem lazım.
Bağrıma
katıksız basmam lazım.
Hayatımın her anına yaymam,
nefesimde solumam,
baktığım şeylerin zevkinde,
acısında bulmam lazım.
Sonraysa hareket başlamalı.
Seni
tamamıyla kendime malettiğim o şeyi,
başkalarıyla,
ne yaptığından habersiz
nasıl dokunduğundan,
konuştuğundan, bakıştığından habersiz
paylaşmam lazım.
hatta ara ara elimden kaçırmam lazım...
Öylece elim-kolum bağlı,
sen kendi alemine kopup gitmişken
umarsız, habersiz
bir köşede oturup tırnaklarımı yemem,
küplere binmem,
kabarmam lazım.
ve belki bir hafta sonra o denizlere dalışından
gelip bana öykünü anlatırsın.
Ben orta yerimden çatlarken
nasıl da tutuşur eteklerim,
nasıl da elektriklenir erkekliğim!?..
İşte o zaman sen bana göre
daha da bir tepelerde,
daha bir tanrıça
daha bir dişisin...
Seni
ara sıra
ellerimden kaçırmam
ve sana
hakim olamamam lazım.
Ömer Dalman (10.10.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
şöyle iyice bir
sevmem lazım.
Bağrıma
katıksız basmam lazım.
Hayatımın her anına yaymam,
nefesimde solumam,
baktığım şeylerin zevkinde,
acısında bulmam lazım.
Sonraysa hareket başlamalı.
Seni
tamamıyla kendime malettiğim o şeyi,
başkalarıyla,
ne yaptığından habersiz
nasıl dokunduğundan,
konuştuğundan, bakıştığından habersiz
paylaşmam lazım.
hatta ara ara elimden kaçırmam lazım...
Öylece elim-kolum bağlı,
sen kendi alemine kopup gitmişken
umarsız, habersiz
bir köşede oturup tırnaklarımı yemem,
küplere binmem,
kabarmam lazım.
ve belki bir hafta sonra o denizlere dalışından
gelip bana öykünü anlatırsın.
Ben orta yerimden çatlarken
nasıl da tutuşur eteklerim,
nasıl da elektriklenir erkekliğim!?..
İşte o zaman sen bana göre
daha da bir tepelerde,
daha bir tanrıça
daha bir dişisin...
Seni
ara sıra
ellerimden kaçırmam
ve sana
hakim olamamam lazım.
Ömer Dalman (10.10.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
5 Ekim 2008 Pazar
Herşeyi verdim
Sana herşeyi verdim
bütün heyecanları
sevginin en büyüğünü
aşkın ta kendisini...
Aykırılıklarımla besledim ruhunu
çiçekler açtırdım benliğinde
dallandın, budaklandın.
Kimsenin arayıp da keşfedemeyeceği
inanılmazlıkları ayaklarına serdim
en tepede hep ben vardım
planladım
ve benliğimden sular, ateşler serptim.
Ağıza alınmayacak laflarla,
tadılamayacak duygularla
ateşlerin en büyüğüyle kutsadım ruhunu.
Karşılığında ise sadece
daha fazla sen olmanı ve
kendi ateşlerini körüklemeni istedim.
Seni meydana saldım.
Silahlarını kuşandırdım
ama kendi silahlarını...
Sana herşeyi verdim
ama hepsini
kendine kökledim
kendinden filizlendirdim.
Şimdi gerçekten de
benim gibi
büyük bir canavarsın
bir ejderha...
Aşkların en büyüğünü
ateşlerin, suların, toprağın en derinlerinde
bütün gözlerden uzakta
ruhta yaşar olduk.
Ben sana herşeyi
kendinden köklendirerek verdim.
Seni özgür kıldım
ve sen şimdi daha bir tutkun
daha bir deli
daha bir aşık...
Aykırılıklarda ruhlarımız
çiçek açmış benliklerimiz
ve inan bana
bu, yüzyıllara
dönemlere
tarihlere bedel...
göreceksin
görecekler...
Ömer Dalman (05.10.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
bütün heyecanları
sevginin en büyüğünü
aşkın ta kendisini...
Aykırılıklarımla besledim ruhunu
çiçekler açtırdım benliğinde
dallandın, budaklandın.
Kimsenin arayıp da keşfedemeyeceği
inanılmazlıkları ayaklarına serdim
en tepede hep ben vardım
planladım
ve benliğimden sular, ateşler serptim.
Ağıza alınmayacak laflarla,
tadılamayacak duygularla
ateşlerin en büyüğüyle kutsadım ruhunu.
Karşılığında ise sadece
daha fazla sen olmanı ve
kendi ateşlerini körüklemeni istedim.
Seni meydana saldım.
Silahlarını kuşandırdım
ama kendi silahlarını...
Sana herşeyi verdim
ama hepsini
kendine kökledim
kendinden filizlendirdim.
Şimdi gerçekten de
benim gibi
büyük bir canavarsın
bir ejderha...
Aşkların en büyüğünü
ateşlerin, suların, toprağın en derinlerinde
bütün gözlerden uzakta
ruhta yaşar olduk.
Ben sana herşeyi
kendinden köklendirerek verdim.
Seni özgür kıldım
ve sen şimdi daha bir tutkun
daha bir deli
daha bir aşık...
Aykırılıklarda ruhlarımız
çiçek açmış benliklerimiz
ve inan bana
bu, yüzyıllara
dönemlere
tarihlere bedel...
göreceksin
görecekler...
Ömer Dalman (05.10.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
Etiketler:
aşk,
aykırı,
gerçek aşk,
özgürlük,
sonsuz aşk
4 Ekim 2008 Cumartesi
Kaçmadım, Kaybolmadım
Kaçmadım hiçbir yere
kaybolmadım
hele bırakmak hayatı olduğu gibi, asla!
Yapmam
yapamam
borcum var Yaratan'a...
Bıktım birçokları gibi
yiğitler gibi
ağalar gibi
eski sahipleri gibi bu toprakların
kanımla yıkamak istedim
dört bir yanımı,
ama toprak kabul etmedi.
zehirle beslenmiş ne zamandan beri?..
Nice yavru
ne olacağını bilmeden
gerçekleri görmeden
yalana ekilmiş tohumlar gibi doğarken
ve doğruların peşindekiler
en dibe gömülürken
kırıldı biraz azmim, iradem...
Ondan yılgınlığım
sakinliğim, sessizliğim.
Gazilerle sohbetledim
eski sahipleriyle bu ülkenin.
Topraktan mesajlarını dinledim
benliğime geçirdim de;
yine de edemedim.
kaçamadım hiçbir yere,
kaybolmadım.
Sadece
içimdeki yangınları söndürmekle meşguldüm.
Yoksa bırakıp gitmek bu hayatı
zalimlerin, yalancıların ellerine, asla!
Yapmam
yapamam
edemem
borcum var Yaratan'a...
Ömer Dalman (04.10.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
kaybolmadım
hele bırakmak hayatı olduğu gibi, asla!
Yapmam
yapamam
borcum var Yaratan'a...
Bıktım birçokları gibi
yiğitler gibi
ağalar gibi
eski sahipleri gibi bu toprakların
kanımla yıkamak istedim
dört bir yanımı,
ama toprak kabul etmedi.
zehirle beslenmiş ne zamandan beri?..
Nice yavru
ne olacağını bilmeden
gerçekleri görmeden
yalana ekilmiş tohumlar gibi doğarken
ve doğruların peşindekiler
en dibe gömülürken
kırıldı biraz azmim, iradem...
Ondan yılgınlığım
sakinliğim, sessizliğim.
Gazilerle sohbetledim
eski sahipleriyle bu ülkenin.
Topraktan mesajlarını dinledim
benliğime geçirdim de;
yine de edemedim.
kaçamadım hiçbir yere,
kaybolmadım.
Sadece
içimdeki yangınları söndürmekle meşguldüm.
Yoksa bırakıp gitmek bu hayatı
zalimlerin, yalancıların ellerine, asla!
Yapmam
yapamam
edemem
borcum var Yaratan'a...
Ömer Dalman (04.10.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
Etiketler:
Allah İnancı,
allaha yalvarış,
ülkede durumlar,
vatan,
vatan aşkı,
yaratan
28 Eylül 2008 Pazar
Muhafızları Zannediyorlar
Muhafızları zannediyorlar kendilerini
bazı ayılar, magandalar, eşkıyalar
en yürekte duran değerlerin.
Ne ucuz bir tepki
ne ucuz bir felsefe!?
sen kimsin ki?..
Değerler gönülde, ruhta korunur
yoktur ihtiyaçları sizin gibi
zorbacı, müdahaleci
eli bıçaklı cahillere!
Muhafızları zannediyorlar kendilerini.
tehditlerle, abazalıklarla
magandalıklarla
koruduklarına inanıyorlar
en ince değerleri.
Hele internette gördüler mi
sağa-sola dokunanları
ne de rahat tehditler savuruyorlar
ona-buna
kahpece, eşkıyaca, kaypakça!
Nasıl olsa ortada somut bir şey yok ya;
nasıl da büyütüyorlar kendilerini
kendi gözlerinde bile
üç-beş çulsuzun teki...
Muhafızları zannediyorlar kendilerini
bu ülkenin
bu adetlerin, bu geleneklerin
göreneklerin.
Ey millet dinle beni!
Zorbalıklarla yürümez bu hayat
dönmez bu çark cahillikle, tehditle
yanıp kül olmaz özgürlükler
el yordamıyla!
Eskide kaldı bu yalancı muhafızlık
cahillik, eşkıyalık
biraz dünyaya çevir yüzünü!
Bindik hep birlikte bir kıroluğun
bir abazlığın
zorbalığın gemisine,
döndük dünyaya sırtımızı göğsümüzü gere gere
yol alıyoruz o dipsiz kuyuya!
Pek bir çıkış yolu da kalmadı
samimi söylemem lazım ama,
siz yine de kendinizi bilin
vermeyin destek eşkıyaya
abazaya, magandaya...
Muhafızları zannediyorlar kendilerini
bu ülkenin
bu adetlerin, bu geleneklerin
göreneklerin.
Ömer Dalman (28.09.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
bazı ayılar, magandalar, eşkıyalar
en yürekte duran değerlerin.
Ne ucuz bir tepki
ne ucuz bir felsefe!?
sen kimsin ki?..
Değerler gönülde, ruhta korunur
yoktur ihtiyaçları sizin gibi
zorbacı, müdahaleci
eli bıçaklı cahillere!
Muhafızları zannediyorlar kendilerini.
tehditlerle, abazalıklarla
magandalıklarla
koruduklarına inanıyorlar
en ince değerleri.
Hele internette gördüler mi
sağa-sola dokunanları
ne de rahat tehditler savuruyorlar
ona-buna
kahpece, eşkıyaca, kaypakça!
Nasıl olsa ortada somut bir şey yok ya;
nasıl da büyütüyorlar kendilerini
kendi gözlerinde bile
üç-beş çulsuzun teki...
Muhafızları zannediyorlar kendilerini
bu ülkenin
bu adetlerin, bu geleneklerin
göreneklerin.
Ey millet dinle beni!
Zorbalıklarla yürümez bu hayat
dönmez bu çark cahillikle, tehditle
yanıp kül olmaz özgürlükler
el yordamıyla!
Eskide kaldı bu yalancı muhafızlık
cahillik, eşkıyalık
biraz dünyaya çevir yüzünü!
Bindik hep birlikte bir kıroluğun
bir abazlığın
zorbalığın gemisine,
döndük dünyaya sırtımızı göğsümüzü gere gere
yol alıyoruz o dipsiz kuyuya!
Pek bir çıkış yolu da kalmadı
samimi söylemem lazım ama,
siz yine de kendinizi bilin
vermeyin destek eşkıyaya
abazaya, magandaya...
Muhafızları zannediyorlar kendilerini
bu ülkenin
bu adetlerin, bu geleneklerin
göreneklerin.
Ömer Dalman (28.09.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
Etiketler:
cahillik,
eşkıya,
Maganda,
toplum,
ülke,
ülkede durum,
ülkede durumlar
21 Eylül 2008 Pazar
Gözlerden Uzakta
Gözlerden uzaktaydı
teke tektik
erkek erkeğe
delikanlılar gibi bıçkın
korkusuz, umarsız.
O; yöresinin korkulan yüzü
herkesin saygı duyduğu
hayalet...
Ben; temiz yüzlü, sanatçı
elleri-kolları uzun,
neyle uğraştığı belirsiz,
simgesel bir varoluş...
ama yine de kibar;
yüzeyde de olsa...
İnceydi konu
ne karı, ne kız
ne iş, ne güç;
çok daha önemli başka bir şey...
Attı kafası bir yerinde muhabbetin,
götürdü elini beline
kaptı makineyi
koydu masaya...
Sallandı kadehler, tabaklar
şıngırdadı çatal-bıçak...
Metali buz gibi, gri makine
parladı ışıklardan...
Garsonlar oralı değil,
hepsinin sesi kesik...
Biraz saygı
biraz göt korkusu malum.
Dolu değildim
her zamanki gibi
belim, elim boş
ama yürek alabildiğine delikanlı...
Buysa delikanlılığın dedim
koydum taş gibi yumruğumu masaya
bir de başım var dedim onun yanında
al alabiliyorsan bunları benden
sakınma!
Nedir ki can dediğin babam?
Kim derdinde ki o canın?
Biz hayata gelmekle vazgeçtik ondan.
O yüzden deliyiz bu kadar
o yüzden korkusuz, umarsız
o yüzden deli gibi aşık
deli gibi insan
deli gibi eşkıya...
Eridi yüreği onun da
bu deli yürek karşısında.
dedi; makineler, kurşunlar değil,
bu toprak, bu su,
ömürler, yürekler helal olsun sana!
Dostlar, aşıklar serilsin yoluna.
Sözüm olmaz sana.
Devam et sadece bu yola
dost elin elimde kalsın yeter.
Gözüm hep üstünde şahin gibi.
yeter ki yüreğin üstümde olsun.
Dedim; sağol, varol kardeşim.
Yolunun kralısın sen de.
Ateşini, toprağını, suyunu eksik etme üstümden.
Birlikteyken güzel bu alem
cemali ile celalı Allah'ın.
ve birleşti eller, yürekler
gözlerdeki ateşle su bir kere daha
gözlerden uzakta
teke tek
erkek erkeğe
delikanlılar gibi bıçkın
korkusuz, umarsız.
Ömer Dalman (21.09.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
teke tektik
erkek erkeğe
delikanlılar gibi bıçkın
korkusuz, umarsız.
O; yöresinin korkulan yüzü
herkesin saygı duyduğu
hayalet...
Ben; temiz yüzlü, sanatçı
elleri-kolları uzun,
neyle uğraştığı belirsiz,
simgesel bir varoluş...
ama yine de kibar;
yüzeyde de olsa...
İnceydi konu
ne karı, ne kız
ne iş, ne güç;
çok daha önemli başka bir şey...
Attı kafası bir yerinde muhabbetin,
götürdü elini beline
kaptı makineyi
koydu masaya...
Sallandı kadehler, tabaklar
şıngırdadı çatal-bıçak...
Metali buz gibi, gri makine
parladı ışıklardan...
Garsonlar oralı değil,
hepsinin sesi kesik...
Biraz saygı
biraz göt korkusu malum.
Dolu değildim
her zamanki gibi
belim, elim boş
ama yürek alabildiğine delikanlı...
Buysa delikanlılığın dedim
koydum taş gibi yumruğumu masaya
bir de başım var dedim onun yanında
al alabiliyorsan bunları benden
sakınma!
Nedir ki can dediğin babam?
Kim derdinde ki o canın?
Biz hayata gelmekle vazgeçtik ondan.
O yüzden deliyiz bu kadar
o yüzden korkusuz, umarsız
o yüzden deli gibi aşık
deli gibi insan
deli gibi eşkıya...
Eridi yüreği onun da
bu deli yürek karşısında.
dedi; makineler, kurşunlar değil,
bu toprak, bu su,
ömürler, yürekler helal olsun sana!
Dostlar, aşıklar serilsin yoluna.
Sözüm olmaz sana.
Devam et sadece bu yola
dost elin elimde kalsın yeter.
Gözüm hep üstünde şahin gibi.
yeter ki yüreğin üstümde olsun.
Dedim; sağol, varol kardeşim.
Yolunun kralısın sen de.
Ateşini, toprağını, suyunu eksik etme üstümden.
Birlikteyken güzel bu alem
cemali ile celalı Allah'ın.
ve birleşti eller, yürekler
gözlerdeki ateşle su bir kere daha
gözlerden uzakta
teke tek
erkek erkeğe
delikanlılar gibi bıçkın
korkusuz, umarsız.
Ömer Dalman (21.09.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
15 Eylül 2008 Pazartesi
Üzerimde Gözler
Şehrin karanlığı
işi-gücü hiç bitmez
benim aydınlığım, karanlığım gibi
sonu gelmez.
Bazen sessiz ve derinden
bazen gümbür gümbür bağırır şehir
kimseyi
geceyi-gündüzü dinlemez.
Akıllar yetmez anlamaya olanları
arka sokaklarımı,
çöplüklerimi, çıkmazlarımı...
Gözler var sürekli üzerimde
sırlarım, gizlim-saklım kendimde diye
güvenemem kimseye
yerim bu şehir oldukça...
tümden rahat etmem ne mümkün?!
kaçamam bu şehirden,
kaçamam kirimden-pasımdan
aşkımdan...
Gözler var üzerimde
ve benim gözlerimse başkalarının üzerinde.
Kimse düşünmesin yalnız olduğunu.
Şehrin karanlığı
işi-gücü hiç bitmez.
benim aydınlığım, karanlığım gibi
sonu gelmez
akıllarsa anlamaya yetmez.
Ömer Dalman (15.09.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
işi-gücü hiç bitmez
benim aydınlığım, karanlığım gibi
sonu gelmez.
Bazen sessiz ve derinden
bazen gümbür gümbür bağırır şehir
kimseyi
geceyi-gündüzü dinlemez.
Akıllar yetmez anlamaya olanları
arka sokaklarımı,
çöplüklerimi, çıkmazlarımı...
Gözler var sürekli üzerimde
sırlarım, gizlim-saklım kendimde diye
güvenemem kimseye
yerim bu şehir oldukça...
tümden rahat etmem ne mümkün?!
kaçamam bu şehirden,
kaçamam kirimden-pasımdan
aşkımdan...
Gözler var üzerimde
ve benim gözlerimse başkalarının üzerinde.
Kimse düşünmesin yalnız olduğunu.
Şehrin karanlığı
işi-gücü hiç bitmez.
benim aydınlığım, karanlığım gibi
sonu gelmez
akıllarsa anlamaya yetmez.
Ömer Dalman (15.09.2008)
www.antoloji.com/omer_dalman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)